Ceza Hukuku

TCK 26 Hakkın Kullanılması ve İlgilinin Rızası Nedir?

TCK 26 Hakkın Kullanılması ve İlgilinin Rızası Nedir?
TCK 26 nedir? Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesine göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Ayrıca kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olarak açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı da kimseye ceza verilmez. Her iki hal de hukuka uygunluk nedenidir ve şartları oluştuğunda beraat kararı verilir.

TCK 26 (Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası), ceza hukukundaki hukuka uygunluk nedenlerinin iki önemli halini tek maddede düzenler. Birincisi hakkın kullanılması: Hukuk düzeninin tanıdığı bir hakkı, o hakkın sınırları içinde kullanan kişi, fiili bir suç tipine uysa bile hukuka aykırı davranmış sayılmaz ve cezalandırılamaz. Basın mensubunun haber vermesi, avukatın savunma dokunulmazlığı kapsamındaki beyanları, vatandaşın şikayet ve eleştiri hakkı, sporcunun oyun kuralları içindeki müdahalesi ve kişinin kendisine karşı işlenen suçu belgelemek için ses kaydı alması bu kapsamdaki tipik örneklerdir. İkincisi ilgilinin rızası: Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olarak, fiilden önce veya fiil sırasında özgür iradesiyle açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiil de cezalandırılamaz. Her iki kurum da hukuka uygunluk nedeni olduğundan zorunluluk halinden (TCK 25/2) farklı olarak fiilin hukuka aykırılığını baştan ortadan kaldırır ve şartları oluştuğunda CMK 223/2-d uyarınca beraat kararı verilir.

Bu madde uygulamada en çok izinsiz ses ve görüntü kaydı, iftira suçlamasına dönüşen şikayetler, toplantı ve gösteri yürüyüşü davaları, basın yoluyla işlendiği iddia edilen suçlar ve rızaya dayalı fiillerde gündeme gelir. Bu yazıda TCK 26’nın madde metnini, hakkın kullanılmasının ve rızanın tüm şartlarını, sınırın aşılması halini, hangi haklarda rızanın geçerli olmadığını ve güncel Yargıtay içtihatlarını Neksus Hukuk ceza avukatları olarak ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.

TCK 26 Nedir? Madde Metni ve Kapsamı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26. maddesi iki fıkradan oluşur:

TCK Madde 26 — (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.

(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.

İki fıkra da hukuka uygunluk nedeni düzenler ancak şartları ve uygulama alanları farklıdır:

Fıkra Kurum Hukuki Nitelik Sonuç
TCK 26/1 Hakkın kullanılması Hukuka uygunluk nedeni Fiil baştan hukuka uygundur; CMK 223/2-d uyarınca beraat kararı verilir
TCK 26/2 İlgilinin rızası Hukuka uygunluk nedeni Geçerli rıza çerçevesinde kalan fiil suç oluşturmaz; beraat kararı verilir

Hakkın Kullanılması Nedir? Şartları Nelerdir?

Hakkın kullanılması, hukuk düzeninin kişiye tanıdığı bir yetkinin, o yetkinin amacı ve sınırları içinde kullanılmasıdır. Yargıtay uygulamasında bu hukuka uygunluk nedeninin kabulü için şu şartlar birlikte aranır:

  • Hukuken tanınmış bir hak: Hak; kanun, tüzük, yönetmelik, genelge gibi düzenlemelere dayanabileceği gibi, hukuken tanınmış ve düzenlenmiş olmak kaydıyla bir mesleğin icrasından da doğabilir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle (örneğin AİHS) güvence altına alınan haklar da bu kapsamdadır.
  • Doğrudan kullanılabilirlik: Hakkın, bir mercie başvurmaya gerek olmadan doğrudan kullanılabilir olması gerekir. Ancak bir makam kararıyla kullanılabilecek yetkiler bu fıkra kapsamında değildir.
  • Hak sahipliği: Fiili gerçekleştiren kişi, o hakkın sahibi veya hakkı kullanmaya yetkili kişi olmalıdır.
  • Sınırlar içinde kullanım: Hak, onu doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde ve amacına uygun kullanılmalı; kötüye kullanılmamalıdır.

Hangi Haklar Hakkın Kullanılması Kapsamındadır?

Hak Dayanak Tipik Uygulama Sınır
Haber verme ve basın özgürlüğü Anayasa m. 26-28 Gazetecinin kişileri eleştiren haber yapması Gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve özle biçim dengesi
Eleştiri ve ifade özgürlüğü Anayasa m. 26, AİHS m. 10 Sert eleştirinin hakaret sayılmaması Küçük düşürme kastına dönüşmemesi
Toplantı ve gösteri yürüyüşü Anayasa m. 34, AİHS m. 11 Barışçıl protesto ve basın açıklaması Barışçıl kalması; şiddete dönüşmemesi
Şikayet ve ihbar hakkı Anayasa m. 36, 74 Suç şüphesinin yetkili makamlara bildirilmesi Bilerek asılsız suçlama iftira oluşturur
Savunma dokunulmazlığı (iddia ve savunma) TCK m. 128 Avukatın dilekçe ve duruşmadaki ağır beyanları Somut isnatla bağlantılı ve gerçek olması
Saldırıyı belgeleme (ses/görüntü kaydı) TCK 26/1 içtihadı Kişinin kendisine yönelen suçu kayda alması Belgeleme amacı; sistematik dinleme yasağı
Spor faaliyeti Oyun kuralları Müsabaka içindeki sert ancak kurallı müdahale Oyun kurallarının kasıtlı ihlali
Meslek ve sanatın icrası İlgili meslek mevzuatı Hekimin endikasyona uygun tıbbi müdahalesi Meslek kuralları ve aydınlatılmış onam

Hakkın Sınırının Aşılması ve Kötüye Kullanma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik ölçütü nettir: Hak, onu doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılmalıdır. Fiil, hakkın sağladığı faydayı aşarsa artık hakkın kullanılmasından söz edilemez ve hukuka uygunluk ortadan kalkar. Sınır aşımı üç testle belirlenir: eylem hakkın amacıyla orantılı mı, hak kötüye kullanılıyor mu ve eylem hakkın tanındığı alanın sınırları içinde mi? Örneğin şikayet hakkı, bilerek asılsız suçlama aracına dönüştürüldüğünde iftiraya; eleştiri hakkı, küçük düşürme kastıyla kullanıldığında hakarete; belgeleme amaçlı kayıt hakkı, sistematik ve planlı dinlemeye dönüştüğünde haberleşmenin gizliliğini ihlale evrilir. Hukuk düzeni bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını korumaz.

Hakkınızı Kullandığınız İçin mi Suçlanıyorsunuz?

Şikayet, eleştiri, ses kaydı veya basın faaliyeti kaynaklı suçlamalarda savunmanın anahtarı, hakkın varlığının ve sınırlar içinde kullanıldığının delillendirilmesidir. Neksus Hukuk ceza avukatları dosyanızı değerlendirsin.

Hemen Bilgi AlHukuki Danışmanlık Al

İlgilinin Rızası Nedir? Geçerlilik Şartları Nelerdir?

İlgilinin rızası, hak sahibinin, kendi hakkına yönelik bir fiile hukuken geçerli biçimde onay vermesidir. Yargıtay içtihatlarında rızanın hukuka uygunluk nedeni oluşturabilmesi için şu şartların tamamı birlikte aranır:

  • Mutlak tasarruf edilebilir hak: Rıza kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka (malvarlığı değerleri, konut dokunulmazlığı, sır alanı gibi) ilişkin olmalıdır.
  • Rıza ehliyeti: Rıza gösteren kişi, açıkladığı rızanın anlamını ve sonuçlarını algılayabilecek yaşta ve yetenekte olmalıdır.
  • Zamanlama: Rıza, fiilin işlenmesinden önce veya en geç işlendiği sırada açıklanmış olmalıdır. Sonradan verilen rıza veya “helalleşme” fiili hukuka uygun hale getirmez.
  • Özgür irade: Rıza; hile, baskı, tehdit veya yanıltma olmaksızın, özgür iradeyle verilmiş olmalıdır.
  • Kapsam: Fiil, açıklanan rızanın çerçevesi içinde kalmalıdır, rızanın kapsamını aşan fiil bakımından hukuka uygunluk doğmaz.

Hangi Haklarda Rıza Geçerli Değildir?

Hak / Değer Rızanın Etkisi Açıklama
Malvarlığı hakları Geçerli Eşyasının alınmasına veya kullanılmasına rıza gösteren kişiye karşı hırsızlık, mala zarar verme oluşmaz
Konut dokunulmazlığı Geçerli Hak sahibinin daveti veya izni, konut dokunulmazlığını ihlal suçunu ortadan kaldırır
Özel hayat ve sır alanı Geçerli Kişinin kendi görüntü ve bilgilerinin paylaşımına verdiği rıza kapsam dahilinde geçerlidir
Yaşam hakkı Geçersiz Öldürülmeye rıza hukuken değersizdir; fiil kasten öldürme olarak cezalandırılır
Vücut bütünlüğü (ağır müdahaleler) Kural olarak geçersiz Mutlak tasarruf alanı dışındadır; tıbbi müdahale gibi haller ayrıca meslek icrası kapsamında değerlendirilir
15 yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel dokunulmazlığı Geçersiz Kanun gereği çocuğun rızası hukuken değer taşımaz; TCK 26/2 uygulanamaz

Hakkın Kullanılması Diğer Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenlerden Nasıl Ayrılır?

Kriter Hakkın Kullanılması (TCK 26/1) Kanunun Hükmü (TCK 24/1) Zorunluluk Hali (TCK 25/2)
Hukuki nitelik Hukuka uygunluk nedeni Hukuka uygunluk nedeni Kusurluluğu kaldıran neden
Kaynak Kişiye tanınmış, doğrudan kullanılabilir hak Kamu görevlisine yüklenen görev ve yetki Ağır ve muhakkak tehlike
Tipik fail Herkes (vatandaş, gazeteci, avukat) Yetkili kamu görevlisi Tehlikeyle karşılaşan herkes
Mahkeme kararı Beraat (CMK 223/2-d) Beraat (CMK 223/2-d) Ceza verilmesine yer olmadığı (CMK 223/3-b)
TCK 26 Savunması Nasıl Kurulur? Ceza Avukatı Süreci Nasıl Yönetir?

TCK 26 Savunması Nasıl Kurulur? Ceza Avukatı Süreci Nasıl Yönetir?

TCK 26 Savunması Nasıl Kurulur? Ceza Avukatı Süreci Nasıl Yönetir?

Hakkın kullanılması ve rıza savunmaları; hakkın veya rızanın varlığının, kapsamının ve sınırlar içinde kalındığının delillendirilmesiyle sonuç verir. Neksus Hukuk olarak bu tür dosyalarda izlediğimiz yöntem şu adımlardan oluşur:

1

Hakkın Tespiti ve Dayanağı

Müvekkilin eyleminin dayandığı hak; anayasal, yasal veya mesleki dayanağıyla birlikte ortaya konur ve doğrudan kullanılabilir nitelikte olduğu gösterilir.

2

Sınır ve Amaç Analizi

Eylemin hakkın amacıyla orantılı olduğu ve tanınan alanın sınırları içinde kaldığı; içerik, bağlam ve olay örgüsü üzerinden delillendirilir.

3

Rızanın Belgelenmesi

Rıza savunmasında; rızanın fiilden önce verildiği, özgür iradeye dayandığı ve fiilin rıza kapsamında kaldığı mesajlaşmalar, tanıklar ve yazılı belgelerle ispatlanır.

4

Doğru Kararın Talebi

Şartlar oluştuğunda hukuka uygunluk nedenine dayalı beraat (CMK 223/2-d) talep edilir; mahkemenin bu savunmayı tartışmadan hüküm kurması halinde eksiklik kanun yolunda bozma nedeni olarak ileri sürülür.

TCK 26 Yargıtay Kararları ve Avukat Yorumları

Aşağıdaki içtihatlar, hakkın kullanılmasının ve ilgilinin rızasının somut olaylarda nasıl test edildiğini ortaya koymaktadır. Her kararın altında Neksus Hukuk ceza avukatlarının savunma pratiğine yönelik değerlendirmesi yer almaktadır.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı Kapsamındaki Eylem Hakkın Kullanılması Niteliğindedir; TCK m. 26/1 Uyarınca Beraat Kararı Verilmesi Gerekir

Protesto yürüyüşüne katılan sanıklar hakkında çeşitli suçlardan yargılama yapılmıştır. Sanıkların eylemleri sırasında görevlilerin denetim ve kontrolü altında olduğu ve uyarı üzerine olaysız dağıldıkları anlaşılmıştır.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, protestocu grubun kamp içerisinde görevlilerin denetim ve kontrolü altında yürüyüş yaparak uyarı üzerine olaysız dağılması karşısında; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesiyle teminat altına alınan ve ifade özgürlüğünün kolektif bir açıklama yöntemi olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında kaldığının nazara alınarak TCK m. 26/1 gereğince hakkın kullanılması nedeniyle CMK m. 223/2-d uyarınca sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiğini; bu husus gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı kurulmasının bozma nedeni oluşturduğunu açıkça hükme bağlamıştır. Hakkın kullanılması bir hukuka uygunluk nedeni olduğundan fiilin suç niteliği ortadan kalkmakta ve beraat kararı verilmesi gerekmektedir.

Savunma makamları açısından bu içtihat; toplantı, gösteri, basın açıklaması ya da siyasi faaliyet suçlamalarında eylemin anayasal ve sözleşmesel güvence altındaki haklar kapsamında kaldığını somut delillerle ortaya koymayı ve mahkemeden TCK m. 26/1 kapsamında beraat kararı talep etmeyi zorunlu kılmaktadır.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2019/4733, K. 2020/509, T. 17.01.2020

Avukat Yorumu

Bu karar, toplantı ve gösteri kaynaklı ceza dosyalarında savunmanın hangi olgulara odaklanması gerektiğini adeta liste halinde vermektedir: eylemin barışçıl niteliği, görevlilerin denetimi altında gerçekleşmesi ve uyarıya uyularak dağılınması. Müdafi bu üç olguyu kolluk tutanakları, kamera ve drone kayıtları ile basın görüntüleri üzerinden tek tek belgelemeli; müvekkilin bireysel davranışını kalabalığın genelinden ayrıştırarak şiddete karışmadığını göstermelidir. Kararın bir diğer önemli katkısı normatif hiyerarşiyi savunmaya taşımasıdır: Anayasa m. 34 ve AİHS m. 11 doğrudan uygulanır normlar olarak dilekçede açıkça dayanak gösterilmeli, gerektiğinde AİHM içtihatlarına atıf yapılmalıdır. Mahkeme bu savunmayı hiç tartışmadan mahkumiyet kurarsa, gerekçesizlik tek başına istinaf ve temyiz nedenidir; talep her aşamada beraat (CMK 223/2-d) olarak formüle edilmelidir.

Telefon Kaydı Alma Hakkının Kullanılması: Saldırıyı Belgeleme Amacıyla Rıza Olmaksızın Kaydedilen Konuşma Hukuka Uygun Delildir

Sanığın tehdit eylemini işlediği sırada müştekinin kayda aldığı telefon konuşması delil olarak mahkemeye sunulmuştur. Yerel mahkeme bu kaydı hukuka aykırı delil sayarak beraat kararı vermiştir. Temyiz aşamasında kaydın hukuki niteliği tartışılmıştır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, müştekinin sanığın tehdit eylemini işlediği sırada kayda aldığı telefon konuşmasının TCK m. 26/1. maddesi uyarınca saldırının delillendirilmesi kapsamında hakkın kullanılması niteliğinde hukuka uygun delil olduğunun gözetilmemesinin ve bu delil hükmün kurulması sırasında tartışılmadan beraat kararı verilmesinin bozma nedeni oluşturduğunu hükme bağlamıştır. Kişi, kendisine yönelik gerçekleşmekte olan bir suç eylemini belgeleme amacıyla kayda almada yasal bir hak kullanmaktadır; bu hak TCK m. 26/1 kapsamında hukuka uygunluk nedeni oluşturmaktadır. Buna karşın hakkın, onu doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılması zorunludur; hakkın kötüye kullanılması bu korumadan yararlanılmasını engeller.

Savunma makamları açısından bu içtihat iki yönlü belirleyicidir: müvekkil hakkında kendi saldırısını belgeleme hakkını kullanan kişi konumundaysa bu kararı güçlü savunma zemini olarak kullanabilir; tersine müvekkil izinsiz ses kaydıyla suçlanıyorsa belgeleme amacının açıkça mevcut olup olmadığını araştırmak gerekir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, K. 2014/36332

Avukat Yorumu

İzinsiz ses kaydı, uygulamada en çok sorulan konuların başında gelir ve bu içtihat ayrımın anahtarını vermektedir: Belirleyici olan kaydın alındığı an ve amaçtır. Kişinin, kendisine karşı o anda işlenmekte olan bir suçu (tehdit, hakaret, şantaj) başka türlü ispat imkanı yokken kayda alması hakkın kullanılmasıdır ve bu kayıt hem ceza hem hukuk yargılamasında delil değeri taşır. Buna karşılık ileride işlenebilecek suçları yakalamak umuduyla yapılan sistematik ve planlı kayıtlar, üçüncü kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi veya kaydın ifşa edilerek amaç dışına taşınması bu korumanın dışına çıkar ve kaydı alan kişiyi fail konumuna düşürebilir. Müdafi her iki yönde de aynı soruları sormalıdır: Kayıt hangi anda başladı, konuşmanın tarafı mıydı, başka ispat aracı var mıydı, kayıt yalnızca yetkili makamlara mı sunuldu? Bu sorulara verilen cevaplar, dosyanın delil mi suç mu ekseninde ilerleyeceğini belirler.

Hakkın Kullanılması — Sınırın Aşılmaması Koşulu: Hak Sağladığı Faydayı Aşar Biçimde Kullanılırsa Hukuka Uygunluk Ortadan Kalkar

Sanık, belirli bir hukukî yetkiye dayandığını öne sürerek eylemini gerçekleştirmiştir. Yerel mahkemede eylemin hakkın kullanılması kapsamında kalıp kalmadığı ve hakkın sınırlarının aşılıp aşılmadığı tartışılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hakkın kullanılması savunmasının kabul görebilmesi için bu hakkın, hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılması ve kötüye kullanılmaması gerektiğini açıkça hükme bağlamıştır. Fiilin, hakkın sağladığı faydayı aşması hâlinde artık hakkın kullanılmasından söz etmek mümkün olmayacaktır. Sınır aşımı ölçütü; eylemin hakkın amacıyla orantılı olup olmadığı, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve eylemin hakkın tanındığı alanın sınırları içinde kalıp kalmadığı testleriyle belirlenmektedir. Hukuk düzeni bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını korumaz.

Savunma makamları açısından bu içtihat; hakkın kullanılması savunmasının başarıya ulaşabilmesi için yalnızca hakkın varlığını değil, eylemin hakkın amacı ve sınırlarıyla örtüşüp örtüşmediğini de somut delillerle ortaya koymayı zorunlu kılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, K. 2014/312

Avukat Yorumu

Bu CGK içtihadı, hakkın kullanılması savunmasının iki basamaklı yapısını netleştirmektedir ve müdafiin dilekçe tekniğini doğrudan şekillendirir: Birinci basamakta hakkın varlığı ve dayanağı, ikinci basamakta ise eylemin bu hakkın amacı ve sınırlarıyla örtüştüğü ayrı ayrı ispatlanmalıdır. Uygulamada savunmalar çoğunlukla birinci basamakta kalmakta; “müvekkilin eleştiri hakkı vardır” veya “şikayet hakkını kullanmıştır” denilmekle yetinilmektedir. Oysa iddia makamının saldırı noktası neredeyse her zaman ikinci basamaktır: hakkın amacı dışına çıkıldığı, orantının aşıldığı iddiası. Bu nedenle dilekçede orantılılık, amaç ve alan testleri tek tek ele alınmalı; eylemin içeriği, süresi, yöneldiği kişi ve kullanılan araç bakımından hakkın çizdiği çerçevede kaldığı somut olgularla gösterilmelidir. Sınırın aşıldığının kabulü halinde dahi, aşmanın kasta değil değerlendirme hatasına dayandığı ileri sürülerek lehe hükümler tartışmaya açılmalıdır.

İlgilinin Rızasının Hukuka Uygunluk Nedeni Olması: Rızanın Fiilin İşlenmesinden Önce veya İşlendiği Sırada Verilmesi ve Geri Alınabilir Olmaması Zorunludur

Sanık, mağdurun rızasının bulunduğunu öne sürerek eyleminin hukuka aykırı olmadığını savunmuştur. Yerel mahkemede rızanın varlığı, kapsamı ve hukukî geçerliliği tartışılmıştır.

Yargıtay, ilgilinin rızasının TCK m. 26/2 kapsamında hukuka uygunluk nedeni teşkil edebilmesi için şu koşulların birlikte gerçekleşmesi gerektiğini hükme bağlamıştır: kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkın söz konusu olması; rızanın suçun işlenmesinden önce veya işlendiği sırada açıklanması; rızanın özgür iradeyle verilmesi; ve rızanın hile, baskı ya da yanıltma olmaksızın alınmış olması. Vücut bütünlüğü ya da yaşam hakkı gibi kişinin mutlak surette tasarruf edemeyeceği haklar üzerindeki rıza hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Sonradan verilen rıza ise fiil sırasında etkili bir rıza sayılmaz.

Savunma makamları açısından bu içtihat; müvekkil aleyhine rızasız eylem suçlaması yapılan davalarda rızanın varlığını, zamanlamasını ve kapsamını somut kanıtlarla ispat etmenin belirleyici önem taşıdığını ortaya koymaktadır.

Yargıtay — TCK m. 26/2 ilgilinin rızası; koşullar; yerleşik içtihat

Avukat Yorumu

Rıza savunmasında dosyaların kaderi çoğu zaman zamanlama ve ispat sorunlarında belirlenir; bu içtihat her ikisinin de çerçevesini çizmektedir. Zamanlama yönünden kural katıdır: Rıza fiilden önce veya en geç fiil sırasında var olmalıdır; olay sonrası barışma, “helalleşme” veya şikayetten vazgeçme, fiili geriye dönük hukuka uygun kılmaz (yalnızca şikayete bağlı suçlarda düşme sonucu doğurabilir; bu ayrım müvekkile net anlatılmalıdır). İspat yönünden ise soyut “rızası vardı” beyanı yetersizdir: Yazışmalar, mesaj kayıtları, davet içeren iletişimler, tanık beyanları ve tarafların önceki ilişki pratiği; rızanın varlığını, zamanını ve kapsamını gösteren delil setini oluşturur. Müdafi ayrıca rızanın kapsam sınırına dikkat etmelidir: Belirli bir fiile verilen rıza, daha ağır veya farklı nitelikteki fiili kapsamaz; iddia makamının “rıza vardı ama aşıldı” tezine karşı fiilin rıza çerçevesinde kaldığı ayrıca savunulmalıdır. Mutlak tasarruf edilemeyen haklar bakımından ise rıza savunmasına hiç girilmemeli, savunma başka zeminlerde kurulmalıdır.

Şikâyet Hakkının Kullanılması Hakkın Kullanılması Kapsamındadır; Asılsız da Olsa Suç Duyurusunda Bulunan Kişi Cezalandırılamaz — Sınır: İftira

Sanık, hakkında şikâyette bulunduğu kişi hakkındaki iddiaların asılsız çıkması üzerine iftira suçuyla yargılanmıştır. Savunmada şikâyet hakkının kullanılması nedeniyle ceza verilmemesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Yargıtay, şikâyet hakkının kullanılmasının TCK m. 26/1 kapsamında hakkın kullanılması niteliğinde değerlendirildiğini; ancak hiç kimsenin şikâyet hakkını kasıtlı biçimde asılsız suçlama aracına dönüştürerek kullanamayacağını vurgulamıştır. Şikâyetin gerçeğe aykırı olduğu bilinmesine rağmen yapılması hakkın kötüye kullanılmasıdır ve iftira suçunu oluşturmaktadır. Buna karşın kişinin gerçek olduğuna inandığı iddialar üzerine şikâyette bulunması — sonradan asılsız çıksa dahi — hakkın kullanılması kapsamındadır. Dolayısıyla asılsız şikâyet ile yalan ihbar arasındaki sınır; failin şikâyet anındaki bilinci ve niyetidir.

Savunma makamları açısından bu içtihat; iftira suçuyla yargılanan müvekkillerin şikâyet anındaki gerçek inancını — mevcut bilgi, delil ve duyumlar — somut biçimde ortaya koymanın beraat için zorunlu olduğunu; soyut iyi niyet iddiasının bu testi tek başına karşılamayacağını göstermektedir.

Yargıtay — TCK m. 26/1 şikâyet hakkı; hakkın kötüye kullanılması sınırı; yerleşik içtihat

Avukat Yorumu

İftira dosyalarında bu içtihat, savunmanın odağını doğru noktaya çekmektedir: Yargılamanın konusu şikayetin sonradan doğrulanıp doğrulanmadığı değil, müvekkilin şikayet anında neye, hangi verilerle inandığıdır. İftira kastı, isnadın gerçek dışı olduğunun bilinmesini gerektirir; bu nedenle müdafi, şikayet tarihindeki bilgi setini yeniden kurmalıdır: müvekkilin elindeki belgeler, tanık anlatımları, önceki olaylar, üçüncü kişilerden gelen duyumlar ve şikayete yol açan somut gözlemler kronolojik biçimde dosyaya sunulmalıdır. Şikayetin içeriği de önemlidir: Olayın olduğu gibi aktarılıp hukuki nitelendirmenin savcılığa bırakılması hak kullanımına işaret ederken; bilinçli çarpıtmalar, uydurulmuş deliller veya husumeti gösteren yazışmalar kötüye kullanma bulgusudur. Ayrıca soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanması tek başına iftirayı kanıtlamaz; bu husus, iddia makamının kast ispat yükünü hafifletmeyen bir olgu olarak dilekçede açıkça vurgulanmalıdır. Anayasal şikayet hakkının caydırılmaması gerektiği yönündeki ilke, savunmanın normatif çatısı olarak her aşamada işlenmelidir.

Neden Neksus Hukuk?

Neksus Hukuk, Ankara Etimesgut merkezli olarak ceza hukuku alanında faaliyet gösteren; hakaret, iftira, özel hayatın gizliliğini ihlal, izinsiz kayıt ve toplantı-gösteri kaynaklı dosyalarda soruşturma aşamasından temyiz sürecine kadar savunma yürüten bir hukuk bürosudur. TCK 26 kapsamındaki dosyalarda yaklaşımımız; hakkın anayasal ve yasal dayanağının tespiti, sınır ve amaç testlerinin somut delillerle kurgulanması, rızanın varlığı ile kapsamının belgelenmesi ve savunmanın güncel Yargıtay içtihadıyla temellendirilmesi üzerine kuruludur. Her dosya, gizlilik esasıyla ve müvekkile düzenli bilgilendirme yapılarak yürütülür.

Sık Sorulan Sorular

TCK 26 nedir, neyi düzenler?
TCK 26, iki hukuka uygunluk nedenini düzenler: Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez (26/1) ve kişinin mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez (26/2). Şartları oluştuğunda fiil hukuka uygun sayılır ve beraat kararı verilir.
Hakkın kullanılması sayılabilmesi için hangi şartlar aranır?
Hukuken tanınmış bir hakkın varlığı, hakkın bir mercie başvurmadan doğrudan kullanılabilir olması, fiili gerçekleştirenin hak sahibi olması ve hakkın amacı ile sınırları içinde, kötüye kullanılmadan kullanılması gerekir.
İzinsiz ses kaydı almak suç mudur?
Duruma göre değişir. Kişinin, kendisine karşı o anda işlenmekte olan bir suçu (tehdit, hakaret, şantaj gibi) başka türlü ispat imkanı yokken belgelemek amacıyla kayda alması, TCK 26/1 kapsamında hakkın kullanılmasıdır ve bu kayıt hukuka uygun delildir. Buna karşılık planlı ve sistematik dinleme, üçüncü kişiler arası konuşmaların kaydı veya kaydın ifşası suç oluşturabilir.
Şikayetim asılsız çıkarsa iftiradan ceza alır mıyım?
Gerçek olduğuna inanarak şikayette bulunan kişi, iddiaları sonradan asılsız çıksa dahi şikayet hakkını kullanmış sayılır ve cezalandırılamaz. İftira suçu ancak isnadın gerçeğe aykırı olduğu bilinmesine rağmen şikayet edilmesi halinde oluşur; sınırı belirleyen, şikayet anındaki bilinç ve niyettir.
İlgilinin rızasının geçerli olması için hangi şartlar gerekir?
Rıza; kişinin mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmalı, fiilden önce veya en geç fiil sırasında açıklanmalı, rıza ehliyetine sahip bir kişi tarafından özgür iradeyle verilmeli ve hile, baskı ya da yanıltma bulunmamalıdır. Fiil, rızanın kapsamı içinde kalmalıdır.
Sonradan verilen rıza fiili suç olmaktan çıkarır mı?
Hayır. Rıza fiilden önce veya en geç fiil sırasında var olmalıdır; olay sonrası barışma veya helalleşme fiili geriye dönük hukuka uygun kılmaz. Şikayete bağlı suçlarda şikayetten vazgeçme davayı düşürebilir; ancak bu, rızanın hukuka uygunluk etkisinden farklı bir kurumdur.
Hangi haklarda rıza geçerli değildir?
Yaşam hakkı üzerinde rıza hukuken değersizdir; öldürülmeye rıza fiili suç olmaktan çıkarmaz. Vücut bütünlüğüne yönelik ağır müdahaleler kural olarak mutlak tasarruf alanı dışındadır. Ayrıca kanun gereği 15 yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel dokunulmazlığına ilişkin rızası hiçbir hukuki değer taşımaz.
Hakkın kullanılmasında beraat mı verilir, ceza verilmesine yer olmadığı kararı mı?
Beraat verilir. Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenleridir; fiil baştan itibaren hukuka uygun sayıldığından CMK 223/2-d uyarınca beraat kararı verilir. Bu yönüyle, kusurluluğu kaldıran ve CVYO kararıyla sonuçlanan zorunluluk halinden (TCK 25/2) ayrılır.

TCK 26 Savunmanızı Uzman Bir Ekiple Kurun

Hakkın sınırları içinde kullanıldığının ve rızanın geçerliliğinin ispatı, mahkumiyet ile beraat arasındaki farkı belirler. Dosyanız hakkında ön değerlendirme almak için Neksus Hukuk ile iletişime geçin.

Hukuki Destek Talep EtHemen Ara





Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir