Blog
TCK 20: Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği | 2026
TCK 20 (Ceza sorumluluğunun şahsiliği), Türk ceza hukukunun anayasal temele dayanan en temel ilkelerinden birini düzenler: Suçtan yalnızca fiili bizzat gerçekleştiren fail sorumludur. Hiç kimse; akrabalık bağı, ortaklık ilişkisi, yöneticilik sıfatı veya bir tüzel kişiyle olan hukuki bağı nedeniyle başkasının işlediği fiilden cezalandırılamaz. Bu ilke Anayasa m. 38/7’de “Ceza sorumluluğu şahsidir” hükmüyle güvence altına alınmış ve TCK 20/1’de tekrarlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrası ise ilkenin tüzel kişiler yönündeki sonucunu düzenler: Tüzel kişiler suç faili olamaz ve haklarında ceza yaptırımı uygulanamaz; şirket aracılığıyla suç işlenmişse ceza, fiili gerçekleştiren gerçek kişiye (yönetici, temsilci, çalışan) verilir. Tüzel kişi hakkında ise yalnızca kanunda öngörülen hallerde güvenlik tedbiri (faaliyet izninin iptali, müsadere) uygulanabilir.
Şahsilik ilkesi uygulamada en çok şirket ve vergi suçları, çek suçları, basın yoluyla işlenen suçlar ve çok sanıklı dosyalarda gündeme gelir: “Şirket yetkilisiydi”, “imza sirkülerinde adı vardı” veya “ortağıydı” gerekçesiyle yargılanan ancak fiili bizzat işlemeyen kişiler bakımından bu ilke, savunmanın en güçlü dayanağıdır. Bu yazıda TCK 20’nin madde metnini, ilkenin kapsamını, tüzel kişilere uygulanabilecek yaptırımları, şirket ve çek suçlarındaki uygulamayı ve güncel Yargıtay içtihatlarını Neksus Hukuk ceza avukatları olarak ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.
İçindekiler
- TCK 20 Nedir? Madde Metni
- Şahsilik İlkesi Ne Anlama Gelir?
- Tüzel Kişiler Cezalandırılabilir mi? (TCK 20/2)
- Tüzel Kişilere Uygulanan Güvenlik Tedbirleri
- Hangi Davalarda Gündeme Gelir?
- İştirak ve Şahsi Cezasızlık Halleri
- Şahsilik Savunması Nasıl Kurulur?
- Yargıtay Kararları ve Avukat Yorumları
- Sık Sorulan Sorular
TCK 20 Nedir? Madde Metni ve Kapsamı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Ceza sorumluluğunun şahsîliği” başlıklı 20. maddesi iki fıkradan oluşur:
TCK Madde 20 — (1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.
Madde, “Ceza Sorumluluğunun Esasları” kısmının ilk hükmüdür ve kast (TCK 21) ile taksir (TCK 22) düzenlemelerinin önünde yer alarak tüm ceza sorumluluğu sisteminin çerçevesini çizer. Fıkra bazında yapı şöyledir:
| Fıkra | Düzenleme | Anayasal Dayanak | Pratik Sonuç |
|---|---|---|---|
| TCK 20/1 | Ceza sorumluluğunun şahsiliği | Anayasa m. 38/7 | Yalnızca fiili bizzat işleyen fail cezalandırılır; sıfat, bağ veya ilişki tek başına sorumluluk doğurmaz |
| TCK 20/2 | Tüzel kişilerin cezalandırılamaması | Anayasa m. 38/7 | Tüzel kişiye ceza verilemez; yalnızca kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri uygulanabilir |
Şahsilik İlkesi Ne Anlama Gelir?
Şahsilik ilkesi, ceza hukukunda üç somut sonuç doğurur:
- Başkasının fiilinden sorumluluk yasağı: Failin eşi, çocuğu, arkadaşı, ortağı veya iş ilişkisi içindeki kişiler; yalnızca bu bağ nedeniyle cezalandırılamaz, hatta aleyhlerine delil bulunmadan soruşturmaya dahil edilmeleri dahi ilkeye aykırıdır.
- Bireysel kusur değerlendirmesi: Herkes yalnızca kendi kastı veya taksiri oranında sorumludur. Çok sanıklı dosyalarda her sanık için suçun maddi ve manevi unsurlarının ayrı ayrı gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmak zorundadır.
- Cezanın yalnızca faile uygulanması: Hapis cezasının muhatabı yalnızca gerçek kişilerdir; ceza, failin ölümüyle düşer ve mirasçılara ya da yakınlara geçmez.
Örnek: Bir şirketin sahte fatura düzenlediği iddiasında, cezalandırılacak olan şirket değil; sahte belgeyi fiilen düzenleyen gerçek kişidir. İmza yetkisi bulunan ancak fiile hiçbir katkısı olmayan bir yönetici, salt “yetkiliydi” gerekçesiyle mahkum edilemez. Aynı şekilde muhasebeci veya personel, temsilcinin bilgisi dışında fiili bizzat işlemişse sorumluluk şekli yetkilide değil, fiili işleyendedir.
Tüzel Kişiler Cezalandırılabilir mi? (TCK 20/2)
Hayır. Türk ceza hukukunda yalnızca gerçek kişiler suç faili olabilir; şirketler, dernekler, vakıflar ve diğer tüzel kişiler hakkında hapis veya adli para cezası gibi ceza yaptırımlarına hükmedilemez. Tüzel kişinin organ veya temsilcileri aracılığıyla suç işlenmişse, cezai sorumluluk fiili gerçekleştiren gerçek kişiye aittir. İki yaptırım rejimi arasındaki fark şu tabloda özetlenebilir:
| Kriter | Gerçek Kişi (Fail) | Tüzel Kişi (Şirket, Dernek, Vakıf) |
|---|---|---|
| Suç faili olabilme | Evet | Hayır |
| Hapis cezası | Uygulanabilir | Uygulanamaz |
| Adli para cezası | Uygulanabilir | Uygulanamaz |
| Güvenlik tedbiri | Kendine özgü tedbirler (TCK 53 vd.) | TCK 60: faaliyet izninin iptali, müsadere |
| İdari para cezası | Uygulanabilir | Uygulanabilir (idari yaptırım niteliğindedir, ceza değildir) |
Tüzel Kişilere Uygulanan Güvenlik Tedbirleri Nelerdir?
TCK 20/2’nin saklı tuttuğu güvenlik tedbirleri, TCK m. 60‘ta düzenlenmiştir ve yalnızca kanunun açıkça öngördüğü suçlar bakımından uygulanabilir:
- Faaliyet izninin iptali: Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı faaliyet yürüten özel hukuk tüzel kişisinin, bu iznin sağladığı yetkinin kötüye kullanılması suretiyle organ veya temsilcilerinin iştirakiyle kasıtlı bir suç işlenmesi halinde iznin iptaline karar verilebilir.
- Müsadere: Tüzel kişi yararına işlenen suçlarda, eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümler tüzel kişi hakkında da uygulanır.
Bu tedbirler ceza değildir; bu nedenle tüzel kişi hakkında tedbir uygulanması, şahsilik ilkesini ihlal etmez. Aynı olayda hem fiili işleyen gerçek kişi cezalandırılabilir hem de suçtan yararlanan tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilebilir; her yaptırım kendi muhatabına uygulanır ve gerçek kişi ortaklar tüzel kişi tedbirinin doğrudan muhatabı yapılamaz.
Şirket veya Kurum Kaynaklı Bir Suçlamayla mı Karşı Karşıyasınız?
Yöneticilik sıfatı, imza yetkisi veya ortaklık tek başına cezai sorumluluk doğurmaz; belirleyici olan fiili kimin işlediğidir. Neksus Hukuk ceza avukatları dosyanızı şahsilik ilkesi ışığında değerlendirsin.

Şahsilik İlkesi Hangi Davalarda Gündeme Gelir?
Şahsilik İlkesi Hangi Davalarda Gündeme Gelir?
| Alan | Tipik Uyuşmazlık | Şahsilik İlkesinin Rolü |
|---|---|---|
| Şirket ve vergi suçları | Sahte belge düzenleme, VUK 359 suçları | Ceza; şekli sorumluya değil, belgeyi fiilen düzenleyen gerçek kişiye verilir |
| Çek suçları | Yasağa rağmen tüzel kişi adına çek düzenlenmesi | Sorumluluk, çeki fiilen düzenleyen/düzenleten gerçek kişide toplanır |
| Basın suçları | Basın kuruluşu adına birden fazla yetkilinin yargılanması | Her sanık için fiilin bizzat işlenip işlenmediği ayrı ayrı ispatlanmalıdır |
| Çok sanıklı dosyalar | Toplu olaylarda genel sorumluluk iddiası | Her sanığın fiile katkısı bireysel olarak belirlenmek zorundadır |
| İş kazaları | Organizasyon içinde sorumluluğun dağılımı | Görev tanımı ve fiili katkı olmadan sıfata dayalı mahkumiyet kurulamaz |
İştirak Halinde Şahsilik ve Şahsi Cezasızlık Sebepleri
Şahsilik ilkesi, birden fazla kişinin suça katıldığı hallerde de geçerliliğini korur. Suça iştirak eden herkes kendi kusurlu fiili ölçüsünde sorumludur ve her sanık bakımından suçun unsurları ayrı ayrı değerlendirilir. Bu kapsamda önemli bir kurum da şahsi cezasızlık sebepleridir: Kanunun belirli yakınlık ilişkilerine bağladığı cezasızlık halleri (örneğin belirli akrabalar arasında işlenen hırsızlıkta cezaya hükmolunmaması) yalnızca bu ilişkiye sahip fail bakımından uygulanır; suça iştirak eden diğer kişiler bu cezasızlıktan yararlanamaz. Bir sanığın eşi veya yakını olmak, diğer sanıklara sirayet eden bir koruma yaratmaz; cezasızlık da tıpkı ceza gibi şahsidir.
Şahsilik Savunması Nasıl Kurulur? Ceza Avukatı Süreci Nasıl Yönetir?
Şahsilik ilkesine dayalı savunma, özellikle kurumsal suçlarda ve çok sanıklı dosyalarda sonuca doğrudan etki eden bir stratejidir. Neksus Hukuk olarak bu tür dosyalarda izlediğimiz yöntem şu adımlardan oluşur:
1
Fiili İşleyenin Tespiti
Suç teşkil eden fiilin gerçekte hangi gerçek kişi tarafından işlendiği; imza, kayıt, yazışma ve tanık delilleriyle ortaya konur.
2
Sıfat ile Fiilin Ayrıştırılması
Müvekkilin yöneticilik, ortaklık veya temsil sıfatının fiile katkı anlamına gelmediği; görev dağılımı, iç yönerge ve vekaletnamelerle belgelenir.
3
Unsurların Bireysel Analizi
Çok sanıklı dosyalarda her sanık bakımından suçun maddi ve manevi unsurlarının ayrı ayrı karşılanıp karşılanmadığı tartışılır; genel sorumluluk anlatısına itiraz edilir.
4
İçtihat Desteği
Somut olaya en yakın Yargıtay kararları dosyaya sunulur; fiili işlemeyen müvekkil için beraat, tüzel kişi yaptırımlarının yanlış yansıtıldığı hallerde bozma hedeflenir.
TCK 20 Yargıtay Kararları ve Avukat Yorumları
Aşağıdaki içtihatlar, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin tüzel kişi suçları, iştirak ve güvenlik tedbirleri bakımından Yargıtay uygulamasını ortaya koymaktadır. Her kararın altında Neksus Hukuk ceza avukatlarının savunma pratiğine yönelik değerlendirmesi yer almaktadır.
Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği İlkesi: Suçtan Yalnızca Fiili Gerçekleştiren Fail Sorumludur; Yakınları veya Hukuki İlişkide Bulunduğu Kişiler Sorumlu Tutulamaz
Bir kurumun yöneticileri hakkında, kurumun işlemleri nedeniyle doğan cezai sorumlulukta hangi kişilerin sorumlu tutulabileceği tartışılmıştır. Özellikle tüzel kişi adına hareket eden ve suç teşkil eden fiili bizzat gerçekleştirmeyen kişilerin cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Yargıtay, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince hapis cezasının muhatabının ancak ve ancak gerçek kişiler olabileceğini; tüzel kişiler adına hareket edenler söz konusu olduğunda da fiili bizzat işleyen kimsenin cezai sorumluluk taşıyacağını hükme bağlamıştır. Kanun koyucunun suç tipini düzenlerken failin gerçek ya da tüzel kişi olup olmadığı konusunda ayrım yapmamış olması; suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin uygulanmasını ortadan kaldırmamaktadır. Bu ilke gereğince bir kimsenin suç fiilini işleyen kişi olmaksızın yalnızca tüzel kişiyle olan hukuki bağı ya da aile ilişkisi nedeniyle cezalandırılması mümkün değildir.
Bu karar, Anayasa m. 38/7’de güvence altına alınan ve TCK m. 20/1’de tekrarlanan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin tüzel kişi suçlarındaki uygulamasını somutlaştırmaktadır. Savunma makamları açısından bu içtihat; suç tipine uyan fiili bizzat gerçekleştirmeyen yönetici, ortak ya da yetkililerin yalnızca kurumsal konumları nedeniyle yargılanması halinde şahsilik ilkesini güçlü bir savunma zemini olarak kullanmayı mümkün kılmaktadır.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/1642, K. 2020/9817, T. 06.07.2020
Avukat Yorumu
Bu içtihadın savunma pratiğindeki değeri, kurumsal suçlarda iddia makamının sıkça başvurduğu “yetkili olduğuna göre sorumludur” şablonunu geçersiz kılmasıdır. Müdafi açısından yapılacak ilk iş, iddianamedeki isnadın müvekkilin somut bir fiiline mi yoksa yalnızca sıfatına mı dayandığını tespit etmektir. İsnat sıfata dayanıyorsa; ticaret sicili kayıtları, iç görev dağılımı, imza sirküleri ve yetki devri belgeleriyle müvekkilin ilgili işlemle fiili bağlantısının bulunmadığı ortaya konmalı ve her aşamada şahsilik ilkesine dayalı beraat talep edilmelidir. Bu savunmanın gücü, soyut bir ilke tartışmasından değil, fiili kimin işlediğinin belgeli biçimde gösterilmesinden gelir; bu nedenle şirket içi kayıtların erken aşamada toplanması belirleyicidir.
Suç ve Cezaların Şahsiliği İlkesi Kapsamında Tüzel Kişi Adına Hareket Eden Sanıktan Sorumluluk: Fiili Gerçekleştiren Bireyler Belirlenmeden Hüküm Kurulamaz
Basın kuruluşuna isnat edilen suç nedeniyle tüzel kişi adına birden fazla yetkili hakkında kovuşturma başlatılmıştır. Sanık olarak yargılanan kişilerin suç teşkil eden fiilin gerçek faili olup olmadığı değerlendirilmeden yalnızca tüzel kişiyle olan hukuki ilişkileri esas alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Yargıtay, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince her bir sanık bakımından suçun unsurlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi ve fiilin o sanık tarafından bizzat işlenip işlenmediğinin somut delillerle ortaya konulması gerektiğini açıkça hükme bağlamıştır. Tebligat ya da bildirim işlemlerinin yalnızca bir sanığın avukatına yapılması; diğer sanıkların sorumluluğunu doğurmaz. Her sanık için fiil tarihi ve sorumluluk koşulları ayrıca değerlendirilmelidir. Tüzel kişi yetkilisi sıfatı, o kişinin suçun faili olduğunu kendiliğinden ortaya koymaz.
Bu karar, şahsilik ilkesinin kurumsal suçlarda nasıl uygulanacağını netleştirmesi bakımından önemlidir. Savunma makamları açısından birden fazla sanığın birlikte yargılandığı davalarda her müvekkil için suçun unsurlarının ayrıca karşılanıp karşılanmadığının tartışılması; genel bir ‘yetkiliydi’ argümanına dayalı mahkûmiyete karşı etkin bir savunma zemini oluşturmaktadır.
Yargıtay — TCK m. 20 şahsilik ilkesi; tüzel kişi suçlarında bireysel sorumluluk; Yargıtay 19. CD emsal içtihadı
Avukat Yorumu
Bu karar iki yönüyle savunmaya doğrudan uygulanabilir. Birincisi usule ilişkindir: Karar, tebligat ve bildirim gibi usul işlemlerinin dahi sanık bazında bireyselleştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır; bir sanığa yapılan bildirimin diğerlerine sirayet ettirilmesi, hem şahsilik ilkesine hem savunma hakkına aykırıdır ve tek başına bozma nedeni oluşturabilir. İkincisi esasa ilişkindir: Çok sanıklı kurumsal dosyalarda mahkemenin her sanık için ayrı fiil tespiti yapması zorunludur; gerekçeli kararda müvekkile özgü somut fiil tespiti yoksa, bu eksiklik istinaf ve temyiz dilekçesinin ana ekseni yapılmalıdır. Müdafi, kovuşturma boyunca “hangi sanık, hangi tarihte, hangi fiili işledi” sorusunu tutanaklara geçirterek mahkemeyi bireysel değerlendirmeye zorlamalıdır.
Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği — Şahsi Cezasızlık Sebepleri Yalnızca İlgili Faile Uygulanır; Diğer Faillerin Sorumluluğu Etkilenmez
Birden fazla sanığın birlikte suç işlediği olayda, bir sanık bakımından şahsi cezasızlık sebebi bulunurken diğer sanıkların aynı gerekçeyle yargılanmaktan kurtulmak istediği anlaşılmıştır. Yerel mahkemede şahsi cezasızlık sebebinin iştirak hâlinde suç işleyen diğer sanıklara da uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmıştır.
Yargıtay, TCK m. 20/2 uyarınca suça iştirak eden kişiler hakkında şahsi cezasızlık sebebini oluşturan durumun yalnızca bu durumun gerçekleştiği fail bakımından uygulanacağını; diğer iştirak edenlerin sorumluluğunu etkilemeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır. Şahsi cezasızlık sebepleri kişiye özgü olup bir ortaklık ya da aile bağı aracılığıyla diğer faillere yansıtılamaz. Suçtan zarar görenle akrabalık bağı gibi şahsi ilişkiye bağlı cezasızlık halleri yalnızca o ilişkiye sahip kişiyi etkiler.
Bu karar, TCK m. 20/2’nin iştirak hukuku bakımından doğurduğu sonuçları somutlaştırmaktadır. Savunma makamları açısından bu içtihat; müvekkil için geçerli şahsi cezasızlık sebebini diğer sanıklardan ayrıştırarak işlemeyi ve birden fazla sanık varken bireysel savunma zemini kurmayı zorunlu kılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 1999/9-274, K. 1999/284, T. 23.11.1999
Avukat Yorumu
Bu CGK içtihadı, iştirak halinde işlenen suçlarda savunmanın bireyselleştirilmesinin neden zorunlu olduğunu göstermektedir: Cezasızlık da ceza gibi şahsidir ve kimseye sirayet etmez. Pratikte bu, aynı dosyada yargılanan sanıkların ortak bir savunma hattında buluşmasının her zaman doğru olmadığı anlamına gelir. Müvekkil şahsi cezasızlık kapsamındaysa (örneğin mağdurla kanunun aradığı akrabalık bağı varsa), bu ilişki nüfus kayıtlarıyla derhal belgelenmeli ve diğer sanıkların durumundan bağımsız olarak ceza verilmesine yer olmadığı kararı talep edilmelidir. Tersi durumda, yani cezasızlıktan yararlanan başka bir sanık varsa; müvekkilin bu korumadan yararlanamayacağı baştan kabul edilerek savunma, fiile katkının niteliği ve derecesi üzerine kurulmalıdır. Aynı dosyada menfaat çatışması doğabilecek bu hallerde her sanığın ayrı müdafi ile temsili de ayrıca değerlendirilmelidir.
Tüzel Kişiler Adına Hareket Eden Gerçek Kişinin Cezai Sorumluluğu: Tüzel Kişi Adına Verilen Çekten Sorumlu Olan Fail Karar Alana Çıkar
Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı yasağı kararı verilmiş bir kişinin, bu yasak kararından sonra tüzel kişi adına çek düzenletmesi nedeniyle açılan davada cezai sorumluluğun kime yükleneceği tartışılmıştır.
Yargıtay, suç tarihinde suç olarak tanımlanan fiilin faili olarak yasak kararı verilmiş kişinin belirlenerek cezai sorumluluğun bu gerçek kişiye yüklenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince hapis cezasının muhatabının ancak gerçek kişiler olabileceği; tüzel kişinin varlığının bu ilkeyi ortadan kaldırmadığı açıkça belirtilmiştir. Önemli olan fiilin hangi gerçek kişi tarafından işlendiğinin somut olarak tespit edilmesidir.
Bu karar, çek suçları ve ekonomik suçlarda sıkça karşılaşılan tüzel kişi— gerçek kişi sorumluluk sınırını netleştirmektedir. Savunma makamları için bu içtihat; müvekkil adına suçlama yapıldığında fiilin gerçekte hangi gerçek kişi tarafından işlendiğini ve yetkinin kimde olduğunu baştan ortaya koymayı zorunlu kılmaktadır.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/1642, K. 2020/9817, T. 06.07.2020
Avukat Yorumu
Çek ve ekonomik suç dosyalarında bu içtihat, savunmanın yol haritasını çizmektedir: Tüzel kişi perdesi ne suçu işleyeni korur ne de fiille ilgisi olmayan yetkiliyi sorumlu kılar; belirleyici olan somut fiil tespitidir. Müdafi açısından ilk adım, çekin düzenlendiği tarihteki fiili yetki tablosunun çıkarılmasıdır: İmza sirküleri, banka talimat yazıları, çek teslim tutanakları ve şirket iç yazışmaları; çeki fiilen kimin düzenlediğini veya düzenlettiğini ortaya koyar. Müvekkil hakkında yasak kararı bulunsa dahi, somut çekin düzenlenmesinde iradesinin ve katkısının bulunmadığı ispatlanabiliyorsa şahsilik ilkesi beraat zeminini oluşturur. Tersine, müvekkil şeklen yetkili görünmekle birlikte fiil başkası tarafından işlenmişse, gerçek failin tespiti yönünde delil toplanması talep edilmelidir; bu dosyalarda pasif savunma yerine aktif fail tespiti stratejisi sonuç alıcıdır.
Cezai Sorumluluğun Şahsiliği ve Tüzel Kişilere Özgü Güvenlik Tedbirleri: Tüzel Kişi Hakkında Güvenlik Tedbiri Uygulanabilir; Gerçek Kişi Ortaklar Bu Tedbirden Etkilenmez
Tüzel kişinin organları aracılığıyla işlenen suç nedeniyle hem tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri hem de gerçek kişi yönetici hakkında cezai yaptırım uygulanmasının mümkün olup olmadığı ve bu iki yaptırımın şahsilik ilkesiyle nasıl bağdaştığı tartışılmıştır.
Yargıtay, tüzel kişi organları veya temsilcileri aracılığıyla işlenen suçlarda gerçek kişi fail hakkında cezai yaptırım uygulanırken ayrıca suçtan yararlanan tüzel kişi hakkında da TCK m. 60 kapsamında güvenlik tedbirine hükmedilebileceğini; bu iki yaptırımın şahsilik ilkesini ihlal etmediğini hükme bağlamıştır. Gerçek kişi ortak veya yöneticiler, tüzel kişi hakkında uygulanan güvenlik tedbirinin doğrudan muhatabı değildir; her yaptırım kendi muhatabına uygulanır.
Bu karar, TCK m. 20 ile tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri arasındaki dengeyi somutlaştırmaktadır. Şahsilik ilkesi, yalnızca gerçek kişilere yönelik cezai yaptırımların kişiselleştirilmesini gerektirir; tüzel kişi hakkındaki güvenlik tedbirleri bu ilkeyi ihlal etmez. Savunma makamları bu ayrımı, müvekkil hakkında haksız biçimde tüzel kişi yaptırımlarının yansıtılmasına karşı savunmada etkin biçimde kullanmalıdır.
Yargıtay — TCK m. 20, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri; yerleşik içtihat
Avukat Yorumu
Bu içtihat, yaptırımların muhatap ayrımını netleştirerek iki yönlü koruma sağlamaktadır. Gerçek kişi müvekkiller bakımından; tüzel kişi hakkında hükmedilen faaliyet izni iptali veya müsaderenin, ortak ya da yöneticinin şahsi malvarlığına veya haklarına genişletilmesine karşı çıkılmalıdır: Tedbirin muhatabı tüzel kişidir ve gerçek kişiye yansıtılması şahsilik ilkesine aykırıdır. Tüzel kişi müvekkiller bakımından ise TCK 60’ın sıkı koşulları denetlenmelidir: Tedbir yalnızca kanunun açıkça öngördüğü suçlarda, izne dayalı faaliyet ve iznin kötüye kullanılması koşullarıyla uygulanabilir; ayrıca kasıtlı suç ve tüzel kişi yararı unsurları aranır. Bu koşullardan birinin eksikliği, tedbir kararının kaldırılması için yeterli itiraz zeminidir. Uygulamada özellikle müsaderenin, suçla ilgisi kurulmamış şirket malvarlığına genişletilmesi sık rastlanan bir hatadır ve titizlikle denetlenmelidir.
Neden Neksus Hukuk?
Neksus Hukuk, Ankara Etimesgut merkezli olarak ceza hukuku alanında faaliyet gösteren; şirket yöneticileri, ortaklar ve kurum çalışanlarının yargılandığı ekonomik suç, vergi suçu, çek suçu ve çok sanıklı dosyalarda soruşturma aşamasından temyiz sürecine kadar savunma yürüten bir hukuk bürosudur. Şahsilik ilkesinin gündeme geldiği dosyalarda yaklaşımımız; fiili işleyen gerçek kişinin belge temelli tespiti, sıfat ile fiilin ayrıştırılması, her sanık için suç unsurlarının bireysel analizi ve savunmanın güncel Yargıtay içtihadıyla temellendirilmesi üzerine kuruludur. Her dosya, gizlilik esasıyla ve müvekkile düzenli bilgilendirme yapılarak yürütülür.
Sık Sorulan Sorular
TCK 20 nedir, neyi düzenler?
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ne demektir?
Şirketler (tüzel kişiler) ceza alabilir mi?
Tüzel kişilere hangi güvenlik tedbirleri uygulanır?
Şirket yöneticisi, şirketin işlediği her suçtan sorumlu mudur?
Şahsi cezasızlık sebebi diğer sanıklara da uygulanır mı?
Babanın borcundan veya suçundan çocuğu sorumlu tutulabilir mi?
Vergi ve çek suçlarında sorumluluk kime aittir?
Şahsilik İlkesine Dayalı Savunmanızı Uzman Bir Ekiple Kurun
Sıfata dayalı suçlamalara karşı en güçlü savunma, fiili kimin işlediğinin belgeli tespitidir. Dosyanız hakkında ön değerlendirme almak için Neksus Hukuk ile iletişime geçin.